FindAntalya
İşletmeni Ekle

BlogDeneyim Günlüğü

Antalya’da Bayram Kalabalığından Kaçtığım Bir Günlük Rota

FindAntalya Rehber Ekibi2 Temmuz 20266 dk okuma

Antalya’da Bayram Kalabalığından Kaçtığım Bir Günlük Rota

Sabahı kaçırınca gün de biraz sendeledi

Bayram sabahı erkenden çıkacağım diye kendime söz verdim, tabii o sözün üstüne bir de çay içeyim derken saat kaydı gitti. Şehir merkezinden Konyaaltı tarafına geçecektim, hedefim sakin bir gün geçirmekti ama ilk iş yanlış dolmuşa bindim; şoför beni yarım tebessümle Muratpaşa yönünde bırakmaya kalktı, ben de son anda fark edip bir durak sonra indim. İyi ki de öyle oldu, çünkü o kısa hata bana sabah kalabalığının en yoğun saatini otobüs camından izleme fırsatı verdi; siz yine de sabah erken çıkın.

Konyaaltı sahil tarafına vardığımda hava henüz kavurucu değildi. Sahil şeridinde yürümeye başladım, kalabalık var ama bayramın o üst üste binmiş telaşı merkezdeki kadar boğmuyor. Halk plajına yakın kesimde ilk molayı verdim; denize girmek şart değil, sadece ayaklarımı denize dönüp oturmak bile insanın omzundaki yükü indiriyor. Bir çay bahçesi bulup ince belli bardakta çay içtim, yanında da gözleme kokusu geldi ama ben kendimi tutup sadece çayla yetindim; çünkü sabahın erken saatinde ağır kaçıyor.

Sahil boyunca yürüyüş yavaş yavaş açıldı. Konyaaltı’nın düz yürüyüş yolu bu iş için ilaç gibi, ne yokuş ne de gereksiz gösteri var; yürürsünüz, deniz hep yanınızda kalır, kafanız da biraz boşalır. Arada belediye otobüsü değil de dolmuş görünce sevindim, çünkü bayramda trafikte oturmaktansa iki durak yürümek daha mantıklı geliyor bana. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yürüyüşten sonra falezlere çıkan tarafta kısa bir sapma yaptım ve kalabalığın en yoğun toplandığı noktalardan uzak kalmış oldum.

Falez kenarında kısa kaçış, uzun nefes

Falez hattına çıkınca Antalya’nın o meşhur kartpostallık tarafı yine karşınıza çıkıyor ama ben açık söyleyeyim, kalabalık artınca o kartpostal biraz sıra bekleyen turist kafilesine dönüyor. Neyse ki erken gitmediğim günlerde uyguladığım klasik planı devreye soktum: yüksek sesli yerleri atla, gölgeli bankı kap, bir şeyler iç ve bekle. Orada kısa bir mola verdim, telefonumun şarjı da yüzde yirmilerin altına düştü; küçük bir aksilik yani, ama yanında powerbank taşıyan biri değilseniz bunu da normal sayacaksınız.

Falez üstündeki yürüyüş hattından aşağı doğru bakınca deniz uzuyor, ama benim ilgimi daha çok üst taraftaki sakin yan sokaklar çekti. Oralarda ne gürültü var ne de sürekli bir şey satmaya çalışan kalabalık. Birkaç ağaç altı oturma yeri ve çevredeki esnaf lokantaları günün devamı için iyi bir zemin kuruyor; öğlen olmadan ağır bir şey yememek gerektiğini yine kendi midemden öğrendim. Yaklaşık on dakikalık hafif eğimli bir yürüyüşle daha iç tarafta, daha az görünen bir noktaya geçtim ve asıl hedefim olan sessiz mola orada başladı.

Bu sırada yağmurun uzaktan geleceği söylendi, hava bir anda bozdu gibi oldu. Antalya’da hava da bayram yapıyor zaten, kafasına göre davranıyor. Ben de fazla kurcalamadım; gölgelik bir yerde oturup yarım saat kadar dinlendim, sonra tekrar yola koyuldum. Kalabalığın toplandığı sahil kafelerinin yanından geçerken fiyatların uçukluğunu görüp içimden “deniz bedava, sandalye neden altın?” diye geçirdim ama oturmadım, çünkü bu geziyi pahalıya bağlamak istemedim.

Öğleden sonra kalabalığı arkada bırakma taktiği

Öğleye doğru sahil daha da doldu, ben de rotayı biraz kırıp yan sokaklara kaydım. Burada işin güzel tarafı şu: ana akımı takip etmezseniz Antalya’da bile biraz nefes alacak yer çıkıyor. Konyaaltı’nın arka tarafında, apartman araları ve küçük marketlerin olduğu bölgede yürümek beni şaşırtmadı değil; gürültü azaldıkça insanın kafası da toparlanıyor. Bir bankta kısa süre telefonumu şarj etmeye çalışırken kablonun temassızlık yapması ayrı bir dert oldu, ama bir esnaf dükkânının önünde oturan yaşlı amca kabloyu düzeltecek bir şekilde yerimi gösterdi, ben de sağ olsun dedim.

Öğle yemeğini sahil bandındaki büyük gösterişli yerlerden birine değil, daha mütevazı bir esnaf lokantasına çektim. Menüye bakıp göz kararı seçtim; ağır sofra kurmaya gerek yoktu, çünkü gün uzun. Çorba ve ev yemeği gibi sade şeyler, hem bütçeyi yormuyor hem de insanı bayramın şatafatlı sofralarına benzemeyen bir huzura sokuyor. Yemekten sonra biraz oturdum, sonra bir çay daha söyledim; açıkçası Antalya’da en iyi bütçe yönetimi, susamış gibi görünen ama pahalı menüleri görünce birden toklaşan turist refleksi geliştirmek.

Yemek sonrası en sevdiğim kısım geldi: tekrar yürümek. Sahile paralel düz hatta geri döndüm, bu kez kalabalığın en yoğun düğüm noktalarını atlayıp daha sakin bir kesime yöneldim. Yaklaşık yirmi beş dakika boyunca duraksamadan yürüyünce insanın ayakları yoruluyor ama zihni bayağı hafifliyor. Siz yine de ayakkabıyı düzgün seçin; ben bir keresinde sandaletle çıkmıştım, akşam boynuma kadar pişman olmuştum.

Akşamüstü deniz, dolmuş ve sessiz saatler

İkindiye yaklaşınca halk plajı tarafına yeniden döndüm. Bu saatlerde denize giren kadar, sadece suya bakıp oturan da çok olur; zaten bayramda Antalya’da kalabalıktan kaçmanın yolu biraz da bu. Şezlong sıralarını görünce yine kendi kendime güldüm, çünkü ben o düzenli dizilmiş şeyleri görünce tatilden çok kuyruk hissediyorum. O yüzden kıyıda boş bir taşlık kenar bulup oturdum, ayaklarımı denize soktum ve bir süre hiçbir şey yapmadım; işte asıl lüks bu.

Buradan merkeze dönmek için dolmuş bekledim ama tabela yönünü yanlış okuduğum için bir kez daha ufak bir karışıklık yaşadım. Yanlış yöndeki dolmuşa binmek üzereyken şoför beni çağırdı, “orada değil, karşıda” dedi; utandım mı, biraz. Sonra karşı şeride geçip doğru dolmuşa bindim, yol da çok uzun sürmedi çünkü trafik akşama kadar tam kilitlenmeden dönmüş oldum. Dolmuşla iki durak yerine yürüyerek gitmeyi sevenlerdenim ama gün boyu güneş yemiş ayaklarla bu saatten sonra kısa bir toplu taşıma molası iyi geldi.

Akşamüstü sahilden biraz içeride kalan çay bahçelerinden birine oturdum. Gün batımını ille de en popüler seyir noktasında izleyeceğim diye tutturmadım, çünkü bayramda orası fotoğraf çubuğu taşıyan kalabalıkla dolup taşıyor. Daha sade bir yerde oturup çay söyledim, yan masada biri sürekli “şuradan çek, buradan çek” diye poz ayarlıyordu; ben ise bardaktaki çayın buharını izleyip daha çok keyif aldım. Antalya’nın güzel yanı tam da bu: gösterişe takılırsanız yorulursunuz, sade kalırsanız şehir nefes aldırır.

Geceye doğru sahil boşalırken ben de toparlandım

Gün kararmaya yüz tutunca sahildeki hareket biraz dağıldı. Bayram kalabalığı genelde belli bir saatte aynı anda yemek arar, aynı anda selfie çeker, sonra aynı anda sıkılır; bu yüzden biraz sabredince kıyıda yer açılıyor. Ben de son bir yürüyüş yaptım, yaklaşık on beş dakika boyunca denize paralel ilerledim ve başta yanlış bindiğim dolmuşa bozulduğum sabahı tamamen unuttum. Akşam serinliği gelince Antalya, sabahki kalabalığın aksine daha insaflı görünmeye başladı.

Dönüşte yine sahil hattından merkeze bağlandım. Geç saate kalmadım, çünkü bayram akşamı geç dönmek hem trafik hem de dolmuş sırası yüzünden gereksiz eziyet oluyor. Bir ara ikinci bir çay içeyim diye düşündüm ama “yeter, bu günlük bu kadar” dedim; pahalı bir yer yerine sakin bir köşede oturunca hesabınız da yüzünüz de rahat ediyor. Antalya’da tek bir bölgede kalıp bütün günü geçirmek mümkün, yeter ki rotayı popüler tabelalara değil, yürünebilir yollara ve halkın kullandığı yerlere göre kurun.

Benim günüm böyle geçti. Sabah biraz aksadı, öğlen biraz dağıldı, akşam toparlandı. Kalabalığın tam ortasına dalmadan, falez kenarından sahile, oradan da yan sokaklara kaçınca şehir gerçekten daha yaşanır oluyor; hele bir de yanınızda acele etmeyen bir yürüyüş planı varsa, bayram tatilinde bile Antalya size yüksek sesle değil, usulca konuşuyor.

Bu yazıda geçen yerlerle ilgili güncel işletme bilgisi ve yorumlar için FindAntalya'da Antalya işletmelerine göz atın.

FindAntalya Uygulaması

Çok yakında: Antalya'da otobüsü haritada canlı takip

FindAntalya uygulaması: canlı otobüs takibi + şehrin tüm rehberi — çok yakında.

İndirApp StoreÇok yakındaİndirGoogle PlayÇok yakında